22 Haziran 2010 Salı
Ala
değil sıcağı başkasının, değildir
okşanmış vücut kalıntılarıdır yamanan
damıt, yoksa daimi filtrelenecek sevgiler.
Yine de diyorum ya haala
tütün acı-dır.
insanlargeçtikçe
dalgalanmalarını görmez misin sen hiç
havada.
Şu kız var ya,şu
şu kız yılın başında nasılsa, aynı Maveraünnehir.
Olmayan yüzlere döklüntü ifadeler
bavul tıkırtılarında gidilecek yerler açılımı.
Ay, göz ona katıldı mı rakı, rakı
diğer yanı yeşil peynirse
kim bu şerefe?
Düşünceler farklı organizmalar yaratıyor
buna evrim diyeniniz var, buna
buna eviririm ben.
Biryerlerin elde avuçta
bunu herkesler görmüş.
Diğer yerlerin benden,
bunu aramıza yatıralım.
Kör noktaların gelişmiş algılarıdır
hissediyoruz bu bulantıyı
varoluş, lambanın ışığına geliyor, geceleri.
Seni gülümsüyorum.
Başkasının sıcağı değil, başkasınındır
başka.
Olympos; tanrı seceresi dağ
yaylım ateşi düştür denize, yazma
varken buna aşk diyorlar
ben, Atilla İlhan şiirinden / kisvesinde
mecbur.
ı.ö.
27Mayıs2010
16 Nisan 2010 Cuma
15 Nisan 2010
kanlı canlı.
Olan bir şeyin içindeyiz.
Görüyorum,
beni izlerken baloncuklar doğuruyor kafan.
Oysa,
olan yerlerim, olan yerlerini tanıyor bugün.
İlk bakışta,
hatalarımı görüp sende
göğüne hayran bakıyorum.
İyi günler,
ve karışan roller
üstü örtülü cümlelerle delil.
Tanrım, korkut beni.
Sen, benim ellerim kadarsındır.
Başımın altına koyup yanağıma yaslar
dudağıma koyup
rüyama koyup
adını üç kere okumadan önce, her gece.
Boynun da vardır, alabildiğine şeffaf
gözlerin, bir gece uyanıp
bir ömür sığınmalık.
Olmak vardır, adını duyunca
olmak, sen ve bir kıyı kasabası...
Geceler uyanıp sevişmelik
bir de ağlamalıktır hamaklarda
bir de elini tutup kalabalık yürümek,
karanlık yolda
ve büyümek
ve içmek
içmek
içmek
dumanlı tanrı sofralarında.
Uyan, yaşıyoruz
ve gözgöze gelip milli oluyoruz.
'Bayrak,
bir orgazm tarafından ele geçirilmez!'*
Beni belinin üstünde tut
göğüne yasla.
Sessizliğin sessizliğime hasımsa
biraz şarap akıtırız saçlarımdan, dilin açılır
''Silinmez anlar vardır
karşı konmaz özlemler''*
beğenmezsek, baştan yazarız.
Bir ütopya sahneliyoruz
olan bir şeyin içinde.
Baloncuklar da doyuyor
adınla susunca.
Sen, bana sahip tek, güzel şey
düşünce zehrinden panzehir.
Şans
elmayı keserken kurdu eşit bölmektir.
Bütün surlar, bunca zaman nefesini bekledi.
Aynı anda eğilen iki kişi eşittir.
Adım nefesinle çıkıyor, bil
ben senin soluduğun nefesi soluyorum
sen benim içtiğim suyu yutuyorsun.
Sonra saatler uzun, günler kısa, kısa, yine de kısadır.
Ay gözlerimde doluyor, deniz yakamoz
Çocuklarını öpüyorum.
Bu vücut şeklini senden almış
hemen hemen
tüm ülkelerde yasaklanmamız farz.
Şimdi,
olan bir şey için için kaynıyor sevgilim.
Bense, sana gözlerimi dolduruyorum
sana kadehleri dolduruyorum
sana içimi dolduruyorum, sana... aslında
aslında ben hep bir şeyler dolduruyorum sana.
Ne kadar anlam
ne denli bellenen varsa
sana hasta
sana yalnız
sana sokuluyor gizli benden.
Korkarsam diye, kokunu iğneliyorum yastığıma
bana sokuluyor gizli senden.
Sen, benim ellerim kadarsındır
koynuma alırım bir gece vakti.
ı.ö.
15 Nisan 2010
1 Nisan 2010 Perşembe
Apodeiktik Absurd
- Neşeli Robot Üretimi.
Ekselansları modern. Kalıpaltı satışlarda ince yapılı atom. Klas bir hayat sür nevermore. Kaldığın an sona dek. Kabarık deliklerden çık ve fışkır yeryüzüne; yapı. Zehirli mantarlar gibi bit. Seferber ol cümleoğlu. Seferber ol. Seferber. Gözlerini yum tenini yırtarsak. Gözlerini yum. Hisset. Sinek ısırığı gibi olacak, öyle değil mi Sokrat?
Foseptik eksenli bir dizi hayat. Suratları olmayan milyar insan. Bu dünyayı size en realistimiz sundu, durup seyrettik. En realistimiz karar verdi bu yasalara. O üretti. En realist bir hayalperest. En katınız bir uyum, bir kobay, bir deney hayatınız. Sıra sıra oynadığımız bir zihin oyunusunuz, abartıyorsunuz. Abartıyorsunuz.
Kınınız kılıcınızı doğrar. Doğrulamaz eksen kaymalarınız. Ektiğin sen tohumlarını kim toplar bu evrende. Bu evlerde ne peşin hüküm ne kıyas ne de eşitlikçilik zırvaları. Bu evlerde bir sen, bir ben bir de abı hayat. Kurları kaçırılmış zamane toplantıları yama. Elini eteğinden çek dünya, incilerin sahte. Sindirilmiş bir ölüm orucu dışkılıyoruz. Dışlanıyoruz. Abartıyoruz.
-- Kelimelerin illüzyonu ile kanaat imalatı inşa etmek.
Sol açıktan toprak kaymaları var ensende. Derin bir etin var, cümleler yok oluşu sollar. Kollar fazla asimetrik tüm partilerde. Yayılmacı bir din en sırsız sırıtış misali mide kaldırıcı durur bazen. Sistematik olarak atom değiştirir canlılar. Bunu biliyor muydun.
Yahu Hobbes, kurdun iyisi içkiyle içilen. İçkiyle şişen, midende patlayan. Bir tane daha çek. Aynısından. Aynı görünenden. Daha dolgun. Daha şişkin. Zaten, 12'den sonra tüm içkiler şarap olacak. Zaten 12'den sonra bütün şaraplar saçlarına dolacak. Büyü bozulduğunda kül kedisi, saçların şarap kalacak.
Kıyımların bekaret kanı var dillerde. Hangi odalardır hafızaları silinmeyen. Hangi paralar tüttürmüş bugünkü hasılatı. Tedavül zorda kalırsa kendi kendini kaldırır mı. Kandırır mı gerçek bellediklerin. Abartıyorlar.
Pek bir fark yok çocuk çığlıklarıyla parti çığlıkları arasında. Sığınmak gözlerine, sığınmak. Ses çıkarmaya tiksinmek. Adınla konuşmak. Karşısına oturup. Yitirilecek emanet bebekleri göğüslemek, Sisyphos edası. Hoşgörürsem, bakış açımdan, astigmat var bende.
Sırça köşk, neden son günlerde aklımdasın. Adını sanını bilmem ben sırça köşk. Bilmem. Tersten okuyunca da aynı anlamsızlıktasın. Beni kırıyorsun. Beni kırıyor musun. Abartıyorum sırça, abartıyorum.
--- İdeal olanın düşmesi, düşük olanın ideal edilmesi.
Akça pakça oğlan çocukları pazarlanıyor. Serflik, saygın bir yok oluş sayılıyor artık doğada. Buna evrim diyorlar. Yere atılan sakız kararana kadar doğada kayboluyormuş ihsan ilmi. İş mi. Kabalistik ağacın meyveleri düşsün, artık sayılır.
Serçe parmağımın yanındaki parmağa (yön belirtmek olmaz 5 parmaklılarda) atacağım çarpı nerede. Fena mı çarptı çocuğum. Çarpı olumsuzlama mı bu bereketli topraklarda yoksa bir hazine işareti mi? Bunu yeni düşürüyorsun aklına, bir taş gibi. Zihin taşı var sende, sancılısın. Yanlış anlaşılmalar çok bebek pudrası. Kahrol beyaz adam. Yankee, sen haala burada mısın!
---- Simulation One.
Pek aksidir burada kitaplar tersten
dediklerimden bir halt anlıyorum, tadı berbat
dediklerimden
külhanbeyi laflar ediyorum.
Derdimi anlatayım diye sayısız küllah,
sanki sizinle daha önceden tanışmış gibiyiz!
Düz çizgide kesik hayat,
dalga dalga hayatı sollama merasimleri.
Dalga.
Ten hafızanda yanıklar, dünya kaç günde yaratıldıysa.
Karambolde donsuz orospular, hastalıklı
dediklerimden bir halt anlıyorum, tadı berbat.
----- Anlamlı olmak doğru olmak değildir, sayın yazı.
ı.ö.
8 Mart 2010 Pazartesi
yanyana değiliz diye oluşan düzensizlikleri indirgeme bildirgesi


Birbirine geç kalmadıkları halde geç kaldık sananların çekilişleriyle geri, birbirine geç kalmalarını sağlayan seviyeyi çiğnemiş, diyorum ki:
Bunlar var ya hanidir, bas bas
Tüm, bunlar.
-Yazılan. Susulan. Sövülen. İçilen. Kesilen. Biçilen. Takılan. Takınılan.
Bunlar var ya bunlar!
Nadir pastil, bazen fitil, ama aslen bunlar
tamamen;
- hap !
Kırmızı. Kırmızı. Ve bir de kırmızıları saymazsak, kırmızı.
''Bunlar'sız nefes alacağız bir kaç gün. Az kaldı.''
01.03.2010
23 Şubat 2010 Salı
Nöbetçiler!
izini kaybettirme! dürtüsü -şımarık-
şu gece vakti, önce kapıya, sonra yollara çarpıyor kendini.
Doğaçlama bir tecavüzde başrol oynasa
bilmeyecekler
tedavülden kaldırılan bu deli saçması asa
aslen iki ucu boklu değnektir
münasip taraflarımızca şereflendirilen.
21 Şubat 2010 Pazar
Risus Purus

- Gelip karşısına oturdu ve,
Sen adımı fısıldasan, bana şiirin koşar
evden kaçıp.
İp ucunu bulurum ellerin sökülür, bak.
Hak iddia eder Yalnışlar Yalnızlar üzerinde, aman!
Aman,
suspayı paydamızdan büyük çıkar, darlanırız.
Aynada zenci bir kadın voodoo yapar.
Tütünüm biter
lekeler yaklaşır
eşyalar genleşir, haraben eksik.
Bilirsin! Ama yanlış.
Küfürlerinde ve şiirlerinde adımı polise veren bir takım adamlar var,
kaçak sayılıyorum denizaşırı düşüşlerde,pek tabii.
Bundandır, yiteceğini bile bile
piç bir 'hakedilirliği' diriltme uğraşında insanlık.
Şu, dillendirilen kamikaze kuşlar, ah, onlar elbet var!
(S)Apansız dili kesen jiletli söz de.
Alıp seni bir kıyı kasabasında diriltir-isem diye
telveme gömüyorum yüzünü.
Bir hayret peydahlanırsa, sakın! Sustur(ucutakgözlerine).
- ''Evet, olan bu.'' dedi. Ağzındaki dumanla ışığı örtebileceğini sanması, lambayı nişan alan dudaklarınca açık edilmişti.
Bu benim yeltenişlerimi oya(la)n
zamansızlamalarımın ayrık dişlerini tıslatarak delen
tek kişilik
tek gelişlik viyadüktür, tahsili bozuk.
Efsundur bu güne batışlar, derim.
Ayaklarından kayan çakılıtaşlar, akın;
hayalime endekslenmiş fırtına bulutlarından.
Gözüme örgüt olup çarpan hallerindendir
düzenlenen doğu opera(syon)ları.
Göğsümde açan elektro-şok cihazları,
atmosferin hummalaşma girişimidir.
Bunları çıkarsayabilirsin belki.
- ''Aynaya baktığımda seni görmüyorum, evet. Ama kendimi de görmüyorum, nasıl olacak.'' Sustu. Ellerine baktı.
Hayal mahsulleri ofisinden artniyet alıyorum,sana
kullanmaya kıyamadığım sözcüklerden önce öl, demek için
Bilirim,
döklüntülerimi çağlatır bu bağ, gözlerini soyarken
önünden iş çevirir mürekkep, beni yatağına alır.
İşte, tam da şimdi,
benden yana şüphe etmeye başlama vakti.
Fark edersin! Ama yanlış.
Üstadlarca onay bulan,
içimdeki şehirlerin ülkeleşme eğilimleridir.
- ''Nasıl bu denli'ler! Nasıl bu denli!...'' salık edeceği cümlelere kendine baktığından daha dikkatli baktı, yine de göremedi.
Yine de, yine de, ''Yine,''
''ondan ki nefret içinde omzumu okşuyorum''*
İki kaşımın apış arasından
hadım edilmiş sorularla doğan Athena yavan.
İnan, sana bunları anlatmak istemiyorum.
Bakıyorum, üstün körüsün,
şaşı'p kalıyorum. Bundandır,
sanılan adamların artan yüz(de)leri, dağıtıyorum.
Elimi cebine atıyorum, biriktirdiğin parmaklarını buluyorum.
Artçıların soyduğu duvarlar namahrem artık.
Saklanır yüzünün tek tarafı, sakla.
Kolayını seviyorsan eğer
bohçamı hazırlayıp kolayına kaçıyorum.
- ''Belki de, tam şu andır ölmek?!'' Aradığı ölmek miydi gerçekten, yoksa ölmeye bile doğru anda 'Haydi!' diyecek bir ağız mı. Kestiremedi diye mahçup bir gülüş takınıp, kısacık kestiği saçlarını karıştırdı, ardından bira bardağını kavradı. Eliyle.
Biz bir kurgusalın güller açan dalıyız.
Yankılarla kırılan aynalarda yansıyor yüz, iki yüz, üç yüz...
Lügatta 'Ayıp.' yazıyor adımın karşısında.
İşbirliği yaptığım gecelerin ertesinde azadsın.
Son kuruşumla nefes alıp sana veriyorum haberin yok.
Sen ve çiçekler,
birden inen suyla can veriyor.
-Küçük Prensinki dahil-
Anlıyorsun! Ama yanlış.
Bak, dikey limitlerindir benimle bileklerine gömülen.
Kurtlanırsam o içkiyle iç, varım!
Ağzını burnunu dağıt konu komşuysa, dağıt.
Cümlelerimiz sarmaşdolaş, karşımdaymışsın ne fark eder.
Tımarhane tahsis edilsin adımıza
deliler gibi sevişelim, camiler çığlık figan.
- ''Bu bir masal, korkma. Aslında ben yoğum. Gül.'' Öne doğru eğilip dudaklarını kokladı. Burnunu. Yanağını. Kaşını. Gözünü. Alnını. Sonra ensesini. Boynunu. Boyuna. ''Aslında...'' konuşurken dudaklarına değdiğinden dudakları ''şu posterler bizi izliyor.'' Hangisinin dediği belli olmadı.
Revolver'ın önü veya arkasında olmak değil
Revolver olmak.
Daha iyisini bulalım,
1 dakikalık saygı duruşunda bulunalım.
ı.ö.
21.02.2010
21:31
8 Şubat 2010 Pazartesi
A
Ben var ya ben...
Ben seni özlesem,
3 harfli kelimeler söylerim sen beni seversin.
Aksi, senin şair olup beni yanına aldırmamana benzer.
Baktığın yerde olmam da
baktığın gibi olurum, o ayrı.
Ben seni özlersem eğer,
belki çeneni tutarım,
burnunu falan öperim, ağlarsın.
Tribin ortasında gelirimde,
kusura bakma yerine
kusur arama derim.
Zerre gocunmadan geçer yayılırım
kolunun bellediğim kısmına.
Sen var ya...
Gideceğini ayaklarına fısıldasan,
gözünün mavisi dalgalanır, bana haberin gelir.
Hamle etsen,
götünü keserler alimallah!
Otur. Karışmam.
Ulan,
ben seni özlersem hem,
kardan heykelini yapar
en az yarım saat sarılırım be!
Kuşlar da sıçar kafana,
tabii gitmek istersen..
En olmadı,
üç kıç derim ben,
sen sabaha dek mahsur kalırsın.
3 km yol tepersin 30 metrekare odada.
Sabahına tarhana içeriz.
Hem haberin yok,
ben saçlarımı keserim,
sana kızılım düşer çizgi çizgi.
Kalktığın koltuk götünün çukurunu düzlememişken
adına gölgeler tahsis edilir buralarda.
Denizine dalınır lan senin!
Belki elim yüzünü örter.
Daha sur besten hazır değilken
kıyametin olur, yine ağlarsın.
Götüm götüm gidersin aklın sıra!
akıllı ol.
O evlerden konuşması kolay.
Şimdi,
seni özlediğime inanırsan sen
tripten çıkıp rüyama falan girmelisin.
Koruma kalkanına ustura vurmalısın hep.
Salak.
Çıkmış gitmiş çocuk aklıyla.
Başında ben de yokum.
Hem, sen bana mecbursun çocuk
bilemezsin!
-bu evlerden de konuşması kolay.
döner kebap yenmez, bilirim.
ı.ö.
06:08 - 03.02.10