22 Haziran 2010 Salı
Ala
değil sıcağı başkasının, değildir
okşanmış vücut kalıntılarıdır yamanan
damıt, yoksa daimi filtrelenecek sevgiler.
Yine de diyorum ya haala
tütün acı-dır.
insanlargeçtikçe
dalgalanmalarını görmez misin sen hiç
havada.
Şu kız var ya,şu
şu kız yılın başında nasılsa, aynı Maveraünnehir.
Olmayan yüzlere döklüntü ifadeler
bavul tıkırtılarında gidilecek yerler açılımı.
Ay, göz ona katıldı mı rakı, rakı
diğer yanı yeşil peynirse
kim bu şerefe?
Düşünceler farklı organizmalar yaratıyor
buna evrim diyeniniz var, buna
buna eviririm ben.
Biryerlerin elde avuçta
bunu herkesler görmüş.
Diğer yerlerin benden,
bunu aramıza yatıralım.
Kör noktaların gelişmiş algılarıdır
hissediyoruz bu bulantıyı
varoluş, lambanın ışığına geliyor, geceleri.
Seni gülümsüyorum.
Başkasının sıcağı değil, başkasınındır
başka.
Olympos; tanrı seceresi dağ
yaylım ateşi düştür denize, yazma
varken buna aşk diyorlar
ben, Atilla İlhan şiirinden / kisvesinde
mecbur.
ı.ö.
27Mayıs2010
16 Nisan 2010 Cuma
15 Nisan 2010
kanlı canlı.
Olan bir şeyin içindeyiz.
Görüyorum,
beni izlerken baloncuklar doğuruyor kafan.
Oysa,
olan yerlerim, olan yerlerini tanıyor bugün.
İlk bakışta,
hatalarımı görüp sende
göğüne hayran bakıyorum.
İyi günler,
ve karışan roller
üstü örtülü cümlelerle delil.
Tanrım, korkut beni.
Sen, benim ellerim kadarsındır.
Başımın altına koyup yanağıma yaslar
dudağıma koyup
rüyama koyup
adını üç kere okumadan önce, her gece.
Boynun da vardır, alabildiğine şeffaf
gözlerin, bir gece uyanıp
bir ömür sığınmalık.
Olmak vardır, adını duyunca
olmak, sen ve bir kıyı kasabası...
Geceler uyanıp sevişmelik
bir de ağlamalıktır hamaklarda
bir de elini tutup kalabalık yürümek,
karanlık yolda
ve büyümek
ve içmek
içmek
içmek
dumanlı tanrı sofralarında.
Uyan, yaşıyoruz
ve gözgöze gelip milli oluyoruz.
'Bayrak,
bir orgazm tarafından ele geçirilmez!'*
Beni belinin üstünde tut
göğüne yasla.
Sessizliğin sessizliğime hasımsa
biraz şarap akıtırız saçlarımdan, dilin açılır
''Silinmez anlar vardır
karşı konmaz özlemler''*
beğenmezsek, baştan yazarız.
Bir ütopya sahneliyoruz
olan bir şeyin içinde.
Baloncuklar da doyuyor
adınla susunca.
Sen, bana sahip tek, güzel şey
düşünce zehrinden panzehir.
Şans
elmayı keserken kurdu eşit bölmektir.
Bütün surlar, bunca zaman nefesini bekledi.
Aynı anda eğilen iki kişi eşittir.
Adım nefesinle çıkıyor, bil
ben senin soluduğun nefesi soluyorum
sen benim içtiğim suyu yutuyorsun.
Sonra saatler uzun, günler kısa, kısa, yine de kısadır.
Ay gözlerimde doluyor, deniz yakamoz
Çocuklarını öpüyorum.
Bu vücut şeklini senden almış
hemen hemen
tüm ülkelerde yasaklanmamız farz.
Şimdi,
olan bir şey için için kaynıyor sevgilim.
Bense, sana gözlerimi dolduruyorum
sana kadehleri dolduruyorum
sana içimi dolduruyorum, sana... aslında
aslında ben hep bir şeyler dolduruyorum sana.
Ne kadar anlam
ne denli bellenen varsa
sana hasta
sana yalnız
sana sokuluyor gizli benden.
Korkarsam diye, kokunu iğneliyorum yastığıma
bana sokuluyor gizli senden.
Sen, benim ellerim kadarsındır
koynuma alırım bir gece vakti.
ı.ö.
15 Nisan 2010
1 Nisan 2010 Perşembe
Apodeiktik Absurd
- Neşeli Robot Üretimi.
Ekselansları modern. Kalıpaltı satışlarda ince yapılı atom. Klas bir hayat sür nevermore. Kaldığın an sona dek. Kabarık deliklerden çık ve fışkır yeryüzüne; yapı. Zehirli mantarlar gibi bit. Seferber ol cümleoğlu. Seferber ol. Seferber. Gözlerini yum tenini yırtarsak. Gözlerini yum. Hisset. Sinek ısırığı gibi olacak, öyle değil mi Sokrat?
Foseptik eksenli bir dizi hayat. Suratları olmayan milyar insan. Bu dünyayı size en realistimiz sundu, durup seyrettik. En realistimiz karar verdi bu yasalara. O üretti. En realist bir hayalperest. En katınız bir uyum, bir kobay, bir deney hayatınız. Sıra sıra oynadığımız bir zihin oyunusunuz, abartıyorsunuz. Abartıyorsunuz.
Kınınız kılıcınızı doğrar. Doğrulamaz eksen kaymalarınız. Ektiğin sen tohumlarını kim toplar bu evrende. Bu evlerde ne peşin hüküm ne kıyas ne de eşitlikçilik zırvaları. Bu evlerde bir sen, bir ben bir de abı hayat. Kurları kaçırılmış zamane toplantıları yama. Elini eteğinden çek dünya, incilerin sahte. Sindirilmiş bir ölüm orucu dışkılıyoruz. Dışlanıyoruz. Abartıyoruz.
-- Kelimelerin illüzyonu ile kanaat imalatı inşa etmek.
Sol açıktan toprak kaymaları var ensende. Derin bir etin var, cümleler yok oluşu sollar. Kollar fazla asimetrik tüm partilerde. Yayılmacı bir din en sırsız sırıtış misali mide kaldırıcı durur bazen. Sistematik olarak atom değiştirir canlılar. Bunu biliyor muydun.
Yahu Hobbes, kurdun iyisi içkiyle içilen. İçkiyle şişen, midende patlayan. Bir tane daha çek. Aynısından. Aynı görünenden. Daha dolgun. Daha şişkin. Zaten, 12'den sonra tüm içkiler şarap olacak. Zaten 12'den sonra bütün şaraplar saçlarına dolacak. Büyü bozulduğunda kül kedisi, saçların şarap kalacak.
Kıyımların bekaret kanı var dillerde. Hangi odalardır hafızaları silinmeyen. Hangi paralar tüttürmüş bugünkü hasılatı. Tedavül zorda kalırsa kendi kendini kaldırır mı. Kandırır mı gerçek bellediklerin. Abartıyorlar.
Pek bir fark yok çocuk çığlıklarıyla parti çığlıkları arasında. Sığınmak gözlerine, sığınmak. Ses çıkarmaya tiksinmek. Adınla konuşmak. Karşısına oturup. Yitirilecek emanet bebekleri göğüslemek, Sisyphos edası. Hoşgörürsem, bakış açımdan, astigmat var bende.
Sırça köşk, neden son günlerde aklımdasın. Adını sanını bilmem ben sırça köşk. Bilmem. Tersten okuyunca da aynı anlamsızlıktasın. Beni kırıyorsun. Beni kırıyor musun. Abartıyorum sırça, abartıyorum.
--- İdeal olanın düşmesi, düşük olanın ideal edilmesi.
Akça pakça oğlan çocukları pazarlanıyor. Serflik, saygın bir yok oluş sayılıyor artık doğada. Buna evrim diyorlar. Yere atılan sakız kararana kadar doğada kayboluyormuş ihsan ilmi. İş mi. Kabalistik ağacın meyveleri düşsün, artık sayılır.
Serçe parmağımın yanındaki parmağa (yön belirtmek olmaz 5 parmaklılarda) atacağım çarpı nerede. Fena mı çarptı çocuğum. Çarpı olumsuzlama mı bu bereketli topraklarda yoksa bir hazine işareti mi? Bunu yeni düşürüyorsun aklına, bir taş gibi. Zihin taşı var sende, sancılısın. Yanlış anlaşılmalar çok bebek pudrası. Kahrol beyaz adam. Yankee, sen haala burada mısın!
---- Simulation One.
Pek aksidir burada kitaplar tersten
dediklerimden bir halt anlıyorum, tadı berbat
dediklerimden
külhanbeyi laflar ediyorum.
Derdimi anlatayım diye sayısız küllah,
sanki sizinle daha önceden tanışmış gibiyiz!
Düz çizgide kesik hayat,
dalga dalga hayatı sollama merasimleri.
Dalga.
Ten hafızanda yanıklar, dünya kaç günde yaratıldıysa.
Karambolde donsuz orospular, hastalıklı
dediklerimden bir halt anlıyorum, tadı berbat.
----- Anlamlı olmak doğru olmak değildir, sayın yazı.
ı.ö.
8 Mart 2010 Pazartesi
yanyana değiliz diye oluşan düzensizlikleri indirgeme bildirgesi


Birbirine geç kalmadıkları halde geç kaldık sananların çekilişleriyle geri, birbirine geç kalmalarını sağlayan seviyeyi çiğnemiş, diyorum ki:
Bunlar var ya hanidir, bas bas
Tüm, bunlar.
-Yazılan. Susulan. Sövülen. İçilen. Kesilen. Biçilen. Takılan. Takınılan.
Bunlar var ya bunlar!
Nadir pastil, bazen fitil, ama aslen bunlar
tamamen;
- hap !
Kırmızı. Kırmızı. Ve bir de kırmızıları saymazsak, kırmızı.
''Bunlar'sız nefes alacağız bir kaç gün. Az kaldı.''
01.03.2010
23 Şubat 2010 Salı
Nöbetçiler!
izini kaybettirme! dürtüsü -şımarık-
şu gece vakti, önce kapıya, sonra yollara çarpıyor kendini.
Doğaçlama bir tecavüzde başrol oynasa
bilmeyecekler
tedavülden kaldırılan bu deli saçması asa
aslen iki ucu boklu değnektir
münasip taraflarımızca şereflendirilen.
21 Şubat 2010 Pazar
Risus Purus

- Gelip karşısına oturdu ve,
Sen adımı fısıldasan, bana şiirin koşar
evden kaçıp.
İp ucunu bulurum ellerin sökülür, bak.
Hak iddia eder Yalnışlar Yalnızlar üzerinde, aman!
Aman,
suspayı paydamızdan büyük çıkar, darlanırız.
Aynada zenci bir kadın voodoo yapar.
Tütünüm biter
lekeler yaklaşır
eşyalar genleşir, haraben eksik.
Bilirsin! Ama yanlış.
Küfürlerinde ve şiirlerinde adımı polise veren bir takım adamlar var,
kaçak sayılıyorum denizaşırı düşüşlerde,pek tabii.
Bundandır, yiteceğini bile bile
piç bir 'hakedilirliği' diriltme uğraşında insanlık.
Şu, dillendirilen kamikaze kuşlar, ah, onlar elbet var!
(S)Apansız dili kesen jiletli söz de.
Alıp seni bir kıyı kasabasında diriltir-isem diye
telveme gömüyorum yüzünü.
Bir hayret peydahlanırsa, sakın! Sustur(ucutakgözlerine).
- ''Evet, olan bu.'' dedi. Ağzındaki dumanla ışığı örtebileceğini sanması, lambayı nişan alan dudaklarınca açık edilmişti.
Bu benim yeltenişlerimi oya(la)n
zamansızlamalarımın ayrık dişlerini tıslatarak delen
tek kişilik
tek gelişlik viyadüktür, tahsili bozuk.
Efsundur bu güne batışlar, derim.
Ayaklarından kayan çakılıtaşlar, akın;
hayalime endekslenmiş fırtına bulutlarından.
Gözüme örgüt olup çarpan hallerindendir
düzenlenen doğu opera(syon)ları.
Göğsümde açan elektro-şok cihazları,
atmosferin hummalaşma girişimidir.
Bunları çıkarsayabilirsin belki.
- ''Aynaya baktığımda seni görmüyorum, evet. Ama kendimi de görmüyorum, nasıl olacak.'' Sustu. Ellerine baktı.
Hayal mahsulleri ofisinden artniyet alıyorum,sana
kullanmaya kıyamadığım sözcüklerden önce öl, demek için
Bilirim,
döklüntülerimi çağlatır bu bağ, gözlerini soyarken
önünden iş çevirir mürekkep, beni yatağına alır.
İşte, tam da şimdi,
benden yana şüphe etmeye başlama vakti.
Fark edersin! Ama yanlış.
Üstadlarca onay bulan,
içimdeki şehirlerin ülkeleşme eğilimleridir.
- ''Nasıl bu denli'ler! Nasıl bu denli!...'' salık edeceği cümlelere kendine baktığından daha dikkatli baktı, yine de göremedi.
Yine de, yine de, ''Yine,''
''ondan ki nefret içinde omzumu okşuyorum''*
İki kaşımın apış arasından
hadım edilmiş sorularla doğan Athena yavan.
İnan, sana bunları anlatmak istemiyorum.
Bakıyorum, üstün körüsün,
şaşı'p kalıyorum. Bundandır,
sanılan adamların artan yüz(de)leri, dağıtıyorum.
Elimi cebine atıyorum, biriktirdiğin parmaklarını buluyorum.
Artçıların soyduğu duvarlar namahrem artık.
Saklanır yüzünün tek tarafı, sakla.
Kolayını seviyorsan eğer
bohçamı hazırlayıp kolayına kaçıyorum.
- ''Belki de, tam şu andır ölmek?!'' Aradığı ölmek miydi gerçekten, yoksa ölmeye bile doğru anda 'Haydi!' diyecek bir ağız mı. Kestiremedi diye mahçup bir gülüş takınıp, kısacık kestiği saçlarını karıştırdı, ardından bira bardağını kavradı. Eliyle.
Biz bir kurgusalın güller açan dalıyız.
Yankılarla kırılan aynalarda yansıyor yüz, iki yüz, üç yüz...
Lügatta 'Ayıp.' yazıyor adımın karşısında.
İşbirliği yaptığım gecelerin ertesinde azadsın.
Son kuruşumla nefes alıp sana veriyorum haberin yok.
Sen ve çiçekler,
birden inen suyla can veriyor.
-Küçük Prensinki dahil-
Anlıyorsun! Ama yanlış.
Bak, dikey limitlerindir benimle bileklerine gömülen.
Kurtlanırsam o içkiyle iç, varım!
Ağzını burnunu dağıt konu komşuysa, dağıt.
Cümlelerimiz sarmaşdolaş, karşımdaymışsın ne fark eder.
Tımarhane tahsis edilsin adımıza
deliler gibi sevişelim, camiler çığlık figan.
- ''Bu bir masal, korkma. Aslında ben yoğum. Gül.'' Öne doğru eğilip dudaklarını kokladı. Burnunu. Yanağını. Kaşını. Gözünü. Alnını. Sonra ensesini. Boynunu. Boyuna. ''Aslında...'' konuşurken dudaklarına değdiğinden dudakları ''şu posterler bizi izliyor.'' Hangisinin dediği belli olmadı.
Revolver'ın önü veya arkasında olmak değil
Revolver olmak.
Daha iyisini bulalım,
1 dakikalık saygı duruşunda bulunalım.
ı.ö.
21.02.2010
21:31
8 Şubat 2010 Pazartesi
A
Ben var ya ben...
Ben seni özlesem,
3 harfli kelimeler söylerim sen beni seversin.
Aksi, senin şair olup beni yanına aldırmamana benzer.
Baktığın yerde olmam da
baktığın gibi olurum, o ayrı.
Ben seni özlersem eğer,
belki çeneni tutarım,
burnunu falan öperim, ağlarsın.
Tribin ortasında gelirimde,
kusura bakma yerine
kusur arama derim.
Zerre gocunmadan geçer yayılırım
kolunun bellediğim kısmına.
Sen var ya...
Gideceğini ayaklarına fısıldasan,
gözünün mavisi dalgalanır, bana haberin gelir.
Hamle etsen,
götünü keserler alimallah!
Otur. Karışmam.
Ulan,
ben seni özlersem hem,
kardan heykelini yapar
en az yarım saat sarılırım be!
Kuşlar da sıçar kafana,
tabii gitmek istersen..
En olmadı,
üç kıç derim ben,
sen sabaha dek mahsur kalırsın.
3 km yol tepersin 30 metrekare odada.
Sabahına tarhana içeriz.
Hem haberin yok,
ben saçlarımı keserim,
sana kızılım düşer çizgi çizgi.
Kalktığın koltuk götünün çukurunu düzlememişken
adına gölgeler tahsis edilir buralarda.
Denizine dalınır lan senin!
Belki elim yüzünü örter.
Daha sur besten hazır değilken
kıyametin olur, yine ağlarsın.
Götüm götüm gidersin aklın sıra!
akıllı ol.
O evlerden konuşması kolay.
Şimdi,
seni özlediğime inanırsan sen
tripten çıkıp rüyama falan girmelisin.
Koruma kalkanına ustura vurmalısın hep.
Salak.
Çıkmış gitmiş çocuk aklıyla.
Başında ben de yokum.
Hem, sen bana mecbursun çocuk
bilemezsin!
-bu evlerden de konuşması kolay.
döner kebap yenmez, bilirim.
ı.ö.
06:08 - 03.02.10
Adam
Şehirlerarası otogar terminaline vardığımızda otogarın bu adam gibilerle dolu olduğunu gördüm. Bense, sadece onu görmüş, gözümü ondan ayırmadan, tezek kokulu dolmuşun, sedef kristalleşen camlarından dışarı bakmaktansa onu izlemiştim tüm yol. Belki hayatında ilk defa bir kadın, üstelik bu kadar güzel, ona bu denli dikkatle bakmıştı, annesinden sonra. Gözleri dolu dolu. Belki hayatında ilk defa biri onun için gözlerini yaşartmıştı, annesinin doğumundan sonraki ilk birkaç dakikasını saymazsak. Ve bu gözlerini yaşartan kadın, otobüste onun arkasında oturan alalade biriydi o an. İstese o adamın hayatına girer, onun hayatını şu 'cennet' dedikleri yere çevirebilirdi. Bu, elbette iyi bir temenniydi. Eşref saatime denk düşen adam oralet içilen bir otogar restoranında yazıya döküldüğünü bilmeden kimbilir nerede üstünden süveterini, ve üstüne havayla ağırlaşıp çöken hüznü çıkarıyordu. Hamama alınan padişahın çıkan kirleriyle yok olması gibi, üstünden çıkardığı hüznüyle kendini sandalyenin başına attı adam, kayboldu. Oralet bitti. Turuncusu yerleri süpüren başka bir adamın zeytin tenekesinden bozma kovasına süpürüldü. Başımı kaldırıp sevgilime baktım, anlamıyordu. Olağandı. ''Kalkalım mı?''
ı.ö.
Cinnet Provaları - 0
Selam sana
gözlerinde sakladığı katillerden bihaber kadın!
Yine sevmeden seviştin belli ki kendinle,
ağlama, bıçakların körelir.
''Bir ihtilal havasında yağmaya uğraş!'' derken bana
bir ihtimal helasında yağmaya bulaştın sen.
Boyalı saçlarına kaçışan kırmızı rugan dudakların
erekte olmuş bir takım suçlara tahrik unsuru.
Haykırma, sesini çalarlar bu mahallede.
İçine ne ara sokuşturduğunu bilmediğim Meryem Heykeli
her 'basılacak tütün' öncesi hasatta.
Bu bir mucize!
Bu bir mucize!
Siktir oradan dermiş gibi bir ''Allah Allah..'' (da sen) savur.
Belki bir cinnet ancak bu kisvede bekaretini bozdurabilir
yörüngesindeki cinayetlere yetebilmek için.
Kaybedilen kendimiz sahte bir telaşla aranmakta çapak çapak
Ne de cafcaflı bir çocuk oyunu..
Ne de buruk bir ergen şakası..
Şu zaman dedikleri senin aleyhine
olur olmaz her deliğe boşalıyor.
Sanırım,
zamansızlamaların berbat demişler sana,
sahteliğine dem vurup kadeh kaldırmışlar,
belki tütün çiğnemişler, rakı içmişler.
Sanki, geçiştirmişler seni kadınım.
meze yapmışlar.
ama ağlama.
Kendinden geçmiş,
özgürlüklerinin tutsağı olmana sorarlar,
Reva mı? Deva mı?
Tamam mı? Devam mı lan hala! diye.
Belli ki senin us'lanmazlığın.
Belli ki senin delişmenliğin.
Akranlarının pamuk helva yediği zamane çocuklarına giydiriyorsun
pembenin ihlalini.
Efsunlu ölüsevicilerle donatılan çevrende,
şarkılar, marşlar, adımlar, adlar
yalan.
Hem, bilirsin kadın,
döngüsel bir rehavettir bu.
Binlerce ölü toprağın sırtından geçinir
Binlerce ölüsevici ölünün üstünden.
Fırlattığın bumerang gülüşler
sıyrılırken avucundaki olupbiteninniçini'nden
Bundandır süt kesiği anılar, ağlama.
Dolaşır durursun,
seni ne tanrılar ne insanlar sayar.
İçten pazarlıklı bir el sıkışırsın kendinle.
Vardığın yerler gitmek istediklerin değil, bilirim.
Bir zenginlik eşyasısın sen kadın,
fakir bir sanatçıdan çıkma.
Üç boyutlu ihtişamsın, lükssün.
Bir Dali tablosunun sürrealist tavrısın,
herkes anlamaz elbet, ağlama.
Üstelik dadaist de değilsin,
delirmiyorsun da.
Bokunda bulduğun boncuk
onu ne ara yuttuğunu sormakta
haklı bir ayağı çukurdaki günahların yakınmakta.
Ahlak moral demekmiş,
moralin bozuluyor, ağlama.
Evet, belki çölde haykırılansın, olsun.
Adına sığdırılan her yalan sahte bu serapta.
Gerçek kendini değiştiriyor,
seni haksız çıkartmak için!
Her fecire kapılıyorsun,
ferfecir okuyan gözlerin yanıyor güneş kokusunda,
ağlıyorsun, ağlama.
Elbet çocuğun da yeşerir
dizine gelen cinlerin boyuna
evlendikleri bu ovada.
Bağırsaklarında beslediğin tenyanın
sancılarını neşreden hudutsuz kırmızıyı
haydut gibi izlediği zihafa,
elbet çocuğun da yetişir.
ı.ö.
19.01.10
05:56
Transandantal
-Siyah bir mumdu kadın.
Bedeni salık edilsin/esgeçilsin
bi ateşine tapılsın istedi gecelerde.
Alevine eğilen bir adam düşledi /düşleri
gözleri perdesiz esrar
çarşaflarına şiirler sersin istedi.
'Rüya için Ağıt'a kurdu saatini
Ağıtlar önünde
rüyalar beyaz tavşandı.
O niye bu insan kostümünü giyerdi?
Ayyukaya alındı sesler, susturuldu.
Kanadı kırık dudak.
Yuttukları / yutturdukları çürür içinde.
-Siyah bir mumdu kadın.
aklı uzun, fitili kısa, saçı Kızıldeniz.
Kan nehirleri akan
çöl yollarına döndü yüzünü
''Vahadır!'' diye atıldı
ve aldandı pek güzel,
seraptı.
O kendini eritti, adına ülser dendi,
yalandı.
-Siyah bir mumdu kadın.
7 hep onaydı, aldı kasalara koydu.
Masalara aslansütü ve aslanağzı.
En çok susuşlarını severdi, giydi.
Gözlerinde kara bir inanç
Bereket versin toprakları nadas
anıları yosun
yutkundu renkleri, kararlı.
kendini unuttu
hatırlat.
-Siyah bir mumdu kadın.
Ve salkımsöğüt çıplaktı gece.
Kararttı göğünü yatağına aldı.
Usanmadı ağlarken akan inançtan.
Yüklemlerine bir ağırlık çöker artık
Cümlelerinin öznesi amnezi yaşar.
Bilirdi.
Ve dedi ki;
''Ben şimdi kendi içime dönücem,
senin başın dönecek
iyisi mi gözünü kapa.
Denizler üstünde de yürüsem,
bunu bilmeyecekler.''
-Siyah bir mumdu kadın.
Üstüne oturacak şiirler arardı.
Bilmezdi bir saniyeye kaç sevişme sığar
Bir mıknatısla gezerdi,
adına sığdırılan hayatı / anlamı içinde bulabilmek için.
Ettiği her küfür boy gösterecek selasında,
gömülme esnasında öğrenecek.
Anladığından emin değildi oysa
bilemezdi,
kimin sesinde kendiyle tanışacağını.
Aynalar kudretsizdi,
bunu ona kim diyecek?
-Ve siyah bir mumdu kadın.
Belki sözcük sıkıntılıydı
belli etmedi.
Çıplak sesini üstüne dikti ve gitti.
Hava soğuktu, bilirdi, et keser..
Eti kesildi. Sesi kesildi. Arka fondan soluğu.
En çok susuşlarını severdi.
Övünmüştür ve
ilk, son sözüdür;
''Okunacak kıyamet fermanında dizem var.''
Şimdi de ki;
''Odur haykıran.''
ı.ö.
07.01.10
17:02
Terzi
Üstüme oturacak şiirler
arıyorum kitaplarda, sokaklarda
herkes mi çekinmiş, değmeden/ değinmeden geçmiş bana
İnanamıyorum! sakinleşip,
elime bir iğne alıyorum,
korkma,
üstüme oturacak şiirler dikiyorum.
Duştan yeni çıkmış toprak suratıma bakıyor
''Kan var bütün kelimelerin altında'' diyorum.
Kahve al kendine oradan, siyahını bana ver.
Üstüme sinmiş kokusu korkunun
daha iyi fark edersin, tohumunda telve.
Şimdi, ''Bırak beni o nehirlere!'' desem
Ten hafızam kokumu da alıp gidecekse, bırakıver
sarı bir yaprak uğurlar gibi akıntıya.
Akışına çomak soktuğumuz ayıbın koynunda
unutmak geç gelen bir kabulleniş.
Rezil rüsva ikilemlerimin ilikleri sızlıyor.
''Kendimizin içinden yeni bir kendimiz çıkarmaya zorlandığımız anlar gibi''
Ruhumun astarında, evvelimden kalan birkaç kelime buluyorum
Tatmak için ağzıma atıyorum
Başımda fötr şapka,
kovboy edasındayım tüm gün,
ağzımda
tek bir kelime
bir kelime
kelime...
işintadıkaçıyor, tut!
Merhemim olsa..
Kocakarı ilaçları dahi surat çeviriyor benmerkeziyetçiliğime.
''Şimdi ne yapalım?'' desem bana,
''İçelim!'' diyeceğim.
İyisi mi,
kahve al kendime sen bi,
siyahını bana ver.
Terzi miyim
Enkazlardan anı toplayan bir hurdacı mı, karışıyortümyüzler.
sokak sokak
sapak sapak arıyorum bilmediğimi.
İzliyorum benden gizli
Ellerim temiz, gözlerim kirli.
Kahve bittiyse,
tenimin altına sokuver elini, toprak!
taşın altına sokulur gibi..
Emilirken yılların kanattığı,
dudağımdaki mürekkep ben tadında.
Sarmal bir aşkınlık bu.
Siyahım.
Gururluyum.
Pas tutmuş zeminleri çatırdatır
gerçekliğin üstüne abanan zorakilikler.
Tok bir ses çıkarıyor yaş karanlığa düşerken
karga kanadında yıllanmış şarap
iç beni
siyahını ortamıza ser.
öpüp tüm deli(li)klerimi
söküğümü dikemesem de
dikiyorum kendi içime kendimi.
Oh, sadece rüyaymış! dermişçesine
Oh! Sadece hayatmış..
20.12.09
Spazm
Yüksek akçeler ödüyorum
adını kullandığım her ritüele.
Kaçak aşk çekmenin çarpan bakışı
sahte mutaasıplığım gözler önünde sevişirken,ben,
yönü(nü) kaybetmiş pusula ardımda,
sınır kapılarında yakalanıyorum.
Bombalanıyor karakollar.
Bedene yeltenmek beleş.
Bir kadın.
Jazz gibi.
Arka fonda, fötr şapka.
-Dönüp dolaşıp bana gel!
Sen ak diyorsun bana ben kara
Kapılıyoruz gri oluyorum canım acıyor.
Hani bi adın vardı senin, söyle!
Duvara konuş seyredelim
Havaya konuş ateş edelim.
Hayır hayır!
Azad edelim uçsun sürüden ayrı.
Hani bir hayalin vardı,
-Dön bana dönelim (!)
Geceleri bana yatıyorsun, inan boşuna.
Sabahların hafıza kayıtları yalan, oynadım.
Tarih kendi içinde bölünmüş tartışıyor.
Safkan bir hale bürünürüm o halde!
Aksini kabul etmiyorum.
Eksik bir inanç dolar yukarı kıvrılan dudaklarıma
Tekinsiz bir varoluş pompalanır şifa niyetine,
bilemem kapılırım!
Bak tüm tövbelerim sigara yanığı
'İnadıma' sökülüyor verilen sözler
Gel de bu ipi çekme üstad!
Tohumuna kendimi yatırdığım bir an var
Dur sen.
(bekle)
(bekliyorum)
Rüyaların delaletini rehinciden alalım.
Transandantal bir renk buldum berisi sahte
Sen ak diyordun ona ben kara.
Gri olsa utanırdı Yin'le Yang.
Eshef kendiyle yıkanırdı.
Doğmaya yeltenelim,benimle yan
.ellerini sakla.
ı.ö.
16.12.09
02:46
Rüya
Aslında ben,
kendinden bihaber bi farkındalığın üstünde gidip gelen zamanın,
boşalmasına 2 ter damlası kala bekledim seni.
Fütursuzdum.
Kirliydim.
Saçları bedenini 3 kere dolayan bir kız çocuğu kadar sıkılmış,
''Aklıma bir şey girmiyor!'' diye bağırarak,
kazıtmak istiyordum kafamı.
Kazın istiyordum aklıma.
Hayranlıkla birikintilerdeki yansımamı izlerken bacaklarıma odaklanamıyordum.
Oysa sen,
belkide en çok giderken onları kullandılar diye,
ilk bacaklara takar gözlerini,
gidenin gözlerini de alıp götürmesine ses etmezdin.
Ne zaman baksam yorgundu yoldan yeni dönen bakışların.
Bilmiyordun.
Mutsuzdun.
Belki ben,
belki de en çok,
''Hey! Bu böyle olmamalı!'' diye isyan etmek istediğim anlarda bekledim seni.
Emin ol,
umutsuzdum.
Kaldı ki ecdadının hayrına akmayan zaman
çarpık olmadığını anladığı bacaklarıma kır dizini otur diye çıkışırken
keyif sigarasını tellendiriyordu.
Ben terleyemezdim dahi,
utanıyordum.
Hadi canım diyeceksin,
utanır mı hiç bir tanrıça tanrısının karşısında?
Tüm alemin sebebi iki bacak arasındaydı,
bilmezsin!
Utanırdı.
Hali vakti yerinde bir yaratım abanırdı döl yoluna.
Kırar dizini otururdu.
Kurar kurar yorulurdu.
İnan,
yorgundum ben sana..
Çünkü sen,
sana, hakettiğini sunmak isteyen bir hayatçalanın sofradan,
''Kalk gidelim!'' demeyişini 'otur oturduğun yerde' anlayacak kadar yorgun,
Kısaca, yorgunduk işte.
Ve ben,
içime peydahlanan bulutlardan habersiz, bi gezgin çevirdim yolundan.
Göğe bakmayı unutmuştu.
Yaşamayı unutmuştu.
Özü unutmuştu.
Ben de onu ne ara yarattığımı unutmuştum.
Kısaca, unutmak bir andı işte.
Beni de unutabilirdi,
unutsundu.
Belki de ben,
kendime kendimi unutturur umuduyla girmiştim,
bahçesinde ebruli hanımeli açan eve..
Belki de sendin o.
Bilmiyordum.
Çocuğumun gözleri akın akın renkliydi.
Ona bakmak, uyandığımda dahi gerçekti.
Sızmıştın sonunda.
Bilmiyordun.
Ama bendim, görmüştüm,
o çocuk hepsinden daha güzeldi.
Susuyorum.
Tüm eksileri üstüste koyup artıyorum.
ı.ö.
09.12.09
03:00
Varlığımı Sakla.
.kurşunasker.
Bir gün,
'Bir gün...' le başlayan cümleler torbaya girdiğinde,günle birlikte,
karar verdim!
Gözlerini kaçırmaya geleceğim.
Fidye isteyeceğimden haberin olmayacak senin.
Daha fazla sen isteyeceğimden haberin olmayacak.
İşte o gündür ki, gözün korkacak benden.
Kuyruğunu bırakan kertenkele misali
gözlerini bırakıp,
gideceksin.
Biliyorum.
Şimdi,
varlığımı sakla.
Çünkü sen,
bir ejder nefesi ne vakit buz keserse etrafı,
ancak o zaman kendin/benim olabileceksin.
Ve,
eksiğini çekmeyeceksin gözlerinin,
çalındığını dahi farketmeyeceksin.
Ama!
Gün gelip,
kalemin,
yazdıklarının iştahsızlığından dem vurup
nem kaptığında suratına öksürülen sözcükler
masana konan bulut geri kusulduğunda,
anlayacaksın.
Varsın yerin yukarı olsun şimdi,
Tanrı kendinden bihaber,
yerini belirtme gereği duyuyorsa...
turp sıkılır o tanrıya!
turp sıkılır o tanrı yarısı tanrıçaya!
turp sıkılır bu nem kapmaya kıl kapan yazara!
İnancın kafası kazıtılır,
ense tıraşı görülür,
köküne kibrit suyu dökülür,
turp sıkılır o kafaya! turp sıkılır bu kafaya!
turp dahi sıkılır..
Olduğum yere yelten,
varlığımı sakla.
Elden gelmediği halde ele sunulan el surata dokunamamış
ki
boğaz parmaklama etkisinden mustarip olasın sen.
saçma.
durma, varlığımı sakla.
Kılın 41 kere yarıldığında
-maşallah-
sakal söz dinletir belki sana,
daha 40. fırına 40 fırın kala doyamazsın hayale, inanmam.
acıkamazsın hayata
alışamazsın!
alışama!
varlığımı sakla.
Elden düştü kepenek.
Şakır sırtta sarmaşık
Abasız postsuz derviş,
balık suyu farkeder mi?
sakla.
Doya doya bak,
Doya doya doymaya bak sen.
Eşref saatine üç beş mısra uzak an.
Yazıp yazılıp hafızaya atıyoruz.
İçine at beni,
varlığımı sakla.
Ama gün birken,
yürümenin keyfini sür yollara,
bırak yollar senin üstünden geçsin sen buraya gelirken.
O yürümeler gitmeleri sevmiyor inan.
Yavaş harca yalnızlık hasılatını,
az az sindir,
askerlerini anla.
Belki sana kızıp buraları mermilemez kalemine peydahlanan bulut.
Kırılan hayal faça atmaz tutunduğu gülüşlere.
İlahi bir lütfen güçlü kadın imajından sıyrılırsa,
lütfen,
varlığımı sakla.
ı.ö.
06.12.09
03:00
Üçleme
başlık: karartma gündüzlükleri üstüne giy.
altbaşlık: bihaber
(bölüm1:deve)
Elbet,
çoktan gün ağarmıştır penceremde.
Gel gör ki (anla),
hap yapıp aldığım 'sabah yanlızlığım' dindirmiyor artık ben olmayı.
Ellerimdeki regl kanına bakıp
''Kan bu, kan!'' yapabiliyorum,
Histerikli kahkahalar atabiliyorum klozet üstü hezeyanında.
Hababam eksiye düşüyorum,
boyuna içeriden yiyorum, biliyorum sus.
Olsun.
Öldürdüğüm hallerin ruhiyetleri,
öldürecek kadar bile yaşatmadığım insanların halleri...
Ruhları hamdolsun!
Evet tam tamına şu an,
deniz gören bir evde,
ben gören bir masa karşısında oturmuş yazıyorum bunları.
Ciddiyim.
Hayal kalmanın bedbinliğiyle,
Nedir ki yakarış, hepi topu eziyettir evsiz zamana,
onayla beni.
Sabah beyaz tavanın beyazlığından utanmak,
gözlerimle kirletmek onları.
baktığım her şeye kara çalmak...
gözbebeklerimdendir.
aldan.
aldan beni.
Tüm bu satırlar kendini yazdırıyor artık,
ellerimi deforme ediyor..
Aşınıyorum.
Alışıyorum,
gözlerimle eşlik ediyorum eşiğe kadar, bir hayret, bir merak!
Sorma, gidiyor zaten.
Kapılıyorum.
Kanımı sürüyorum imza niyetine.
Yeni yeni mahlaslıklar üretiyorum, ticarete döküyorum işi.
Abartıyorum,
her zamanki gibi.
(bölüm2:aslan)
Ama de,
önemi nerde, kimde var?
Bende mi? Sende mi?
Yorgan altı utancında mı kaldı merak?
Kara Murat benim!
İlahi.
Bir boşalmalık insanız,
bir hapşurmalık kalbiz
o tek bakış değene dek temiziz.
Bu kadar kolay,
bu kadar basitiz aslında.
İnanma demek isterdim, belki şu an olmasa..!
Bordo ojeli bir ev,
aslan sütü boyalı tavanları, 6 duble çek.
Su katılmış sek(s).
Sözlerim anason kokuyor.
Sahi,
biz siz miyiz, sizli bizli miyiz sanki?
Suçumuz ağır,
hafifletici sebepler kullanırken yakalandık.
Buyur vajinam,
buyur elektrikli toplum aletleri
İnadına siz değiliz
İnadına siz değiliz!
Sık örülmüş bir buluttan sıyrılmışken dikey inen bir kuş gibi hafifiz
Maviden maviye anlık şeritiz
Çivileme yaşıyoruz merakları,
hep beton etkisine imreniyoruz,
Mimleniyoruz!
Bak bana.
(bölüm3:çocuk)
Bak çocuğum, bu abla da delirmiş işte.
Zavallıcık ne yapsın o da...
Gerçi kesin haketmiştir!
Sen büyüyünce zeki kız olacaksın ama,
okuyacaksııınn, bize bakacaksııınn
di mi?
''He.''
Bu abla beyaz tavan görünce gündüz geldi sanırmış,
gündüzü poşete koyar, sallama çay yaparmış.
sen dışarı çıkacaksın ama,
rutin olacaksın, terin toplum kokacak
güneşe dokunacaksın, olmadı iddia edeceksin
söz, di mi?
''He.''
İşte sonra bu abla akan saç rengiyle kişilik değiştirirmiş
Soğuk kanlıymış, üşümüş,bilememiş
bilememiş, kurunun yanında yaşı da yakmış garibim
Sen hayatını başkalarına adamaya adayacaksın ama!
Bu abla gibi aileni de halı altı etmeyeceksin
hem biz çok üzülürüz, tabi.
hep bizimle ol. hep!
Merak etme, biz senin yerine ederiz çocuğum...
gitmeyeceksin,
di mi?
''He.''
Oh.
Annesi kurban olsun kızına.
Ne diyordum, hah, bu abla...
Sahi! Kızım bu abla kim?
''Ben.''
Sen karışma.
''He.''
Çocuğum bak hele,
'senin adın neydi?'
(ekleme)
Ses yok, seda yok, sela var!
Yine adı duyamadım.
Yine adı duyamadım.
Ses yok.
Hiç, zaten yok.
Yatmadan dudaklarımı okuyorum.
Dublenin dibinde kendimi buluyorum.
Göz göre göre kirleniyorum.
Benekler. Lekeler. Renkler.
Kaç çiftsiniz.
kaç çiftiz.
Adınız neydi?
Söylememiştiniz.
Sahi,
benim adım neydi?
08:00
sanrı
O.
O sen misin?
Şşş. Uyandıracaksın! Sessiz ol.
Gel bak,
soylu bir intihar baş kestiriyor perdede.
Güneş, açık unutulmuş bir lamba tedirginliğinde bugün.
Sanrılar aklımı karışlıyor.
alnım kırışıyor.
çiz.çiz.çiz.çiz...
çizgiler.
dik? eğri?
ölü sırtlanlar ardında parlıyor ay, façalı.
kesif kokulu bir varoluş tohumunu satıyor dallarda.
pelesenkler yutuluyor.
Rahat mısın?
İzle bak,
entelektüel bir yalnızlık var podyumda
uzun kıllı bacaklı.
Tanıdık mı,
kılcal anlardan seslenen buhran?
bir.iki.üç.dört.beş.altı.y edi...
say.say.say.say...
sayıkla. sayılar.
tek mi çift mi?
Serbest çağrışımlı bir hayal(t) populasyonunda
ellerine diktiğin şarap ağaçları hasatta.
Ağlayamıyorsun.
Klima tesirli ruhun nemini emmiş suretinin.
Kudretini saran bordo kınanırken çevre iklimlerde
Duydum ki tüm ibadethanelerde 'ya sabır' kılınmış bugün.
Komikse neden gülmüyoruz?
Ayan beyan-at verdirir gibi diktatör halim,
vaktim yerimde mi?
Ordan bakınca,
bayatlamış bir aşk vardır ekseriyetle saçaklarımda.
tanışmıyoruz sahibiyle.
Hem, diyorum ya!,
güneş açık unutulmuş bir lamba tedirginliğindedir hala.
''Aksansız bir dillendiriliş baş vermiş gözlerinde'' desen, inanıcam!
Sanrılı sanrısız bir diriliş sürülmüş bileklerime,yala
limon ve tuzla.
Güneş açık, ay yukarda
İki ışık bir karanlığa gebe aslında.
Varsın şimdisinde çifte kavrulsun an.
-karnım tok
hıçkırıklarımı yutarak doyuyorum.
-sırtım pek
hayallerime, omzuma basarak tırmanıyorum.
Ve çatık kaşlarını görüyorum.
Bir sır sana;
'vampir vampiri ısıramaz'
'Kan kanla yıkanamaz'
Rahatlayacak gibi bak..
Söndür güneşle ayı,
yerde sürünmekten kurtulsun
gökteki kuşun gölgesi.
üşüdüğümde üstüme seni çekebileceksem
gerisi teferruattır erbabının.
ı.ö.
03:03
yüz'süz
Tutup da,
ihanete ihanet etmek var aslında!
Yalana yalan söylemek,
başarısız olmak başarısızlıkta...
Seni geleceğe kaçırmaya geldim diyorum.
Parmak uçlarım kor etinden erirken
bir nebze aşkınlık tüter kulağına ektiğim fısıltılar.
Atla sırtıma!
adsız sansızlığa bulaşalım bu gece.
binbir çapanoğluyla buluşalım beriki köşede,
dert yakalım ısınmak için.
Bir iki yanlış yapalım, hayatın üstüne atalım kederi
üçün beşin beşiğini kıralım, üç yanlışta bir doğru bulalım!
inadına şansa atfedelim kaderi.
Diyorum ya,
seninle geçmiş arasına girmek benimki.
Evet, belki siyah kutsal bir kedi kisvesinde bencilce sevmek kendimi
ama de bana,
hangi ressamdan çıkmış ki yüzüm, belim,bedenim..
kimler bakmış göğüs uçlarıma?
imzasız bir tablo olma hayali kirpiklerimde
yalvarırım aldan.
kırmızı bir zaruret, kapıl diyorum sana
safran sarı inadı boşa.
ekinleri biçme çiğne ağzında.
damlasına okyanus aksettiğin yaşları reddet
umudu terket diyorum.
Alışamama alışkanlığına bıçak çek/elimde
ufalansın bedbinliğin.
Aralık perdelerden yollara kaçmaz belki gözlerin
dil çürüse de yalpalanmayacak sessizlikte.
gel, ses(sizlik) dile gelecek!
şansın şansı dönecek!
kaderi değişecek kaderin.
Senin şimdine benim halet-i ruhiyyemi sarmak bu
katışıksız bir ruh katık etmek erbabına.
inat etmek!
in,
atla sırtıma!
in-atla gel kendime!
ı.ö.
11.11.09
02:22
Nükleer Başlıklı Kız
Artık masallar ''Sana masal anlatmayacağım!'' diye başlıyor.
Zihnin bedene planladığı ilk cinayette görevlendirildi usum / uzvum
Sürerli bir pandomimdi sana yaşattığım her anı
Adım adına kaldırılan hiçbir ayak atılmaya vesile olmadı.
Yollar vurulup düşelim diye
Çiçekler onları asla ezemeyelim diye birden uzadı!
Bata çıka yürüdü güneş
Gürültüyle istifra etti ses,
Midesi bozulmuş bir yan var bu işte!
Dünya en büyük toplama kampı*
Finanse edilmiş zevkler duş sonrası hasılatı,
masallara meze.
Burnu bırak,
hayatı karnından getirmediler mi?
Sunileştik pazar gecesi sinema kuşağında.
Yapay deri kokuttuk natural yatağı.
Durduk durduk,
Durduk yere 'çok' insan koktuk.
Çok 'çok' demeye programlanıp
Aşmak istediğimiz anlam
sözcükler sollanınca yiter sandık.
Karşı şeritten gelen anlamlarla çarpıştık,
kaza yerindeki anlam karmaşalarına polis çağırdık.
Küplere bindik,
havalara uçtuk.
'Sınır' ı aştık 'sinir'e koştuk
Lekelendik bi yerde!
Kondurulan iki benek ne görürse onu gördük.
Oysa hayat,
cebren ve hile ile tüm sınırların önüne geçerken
üstünden geçinmesi değil,
içinden geçilmesiydi sıfırın!
İç geçirmesiydi bi yerde!
Bilemedik.
Yüzümdeki çukurlar kışın çamur dolmakta hala.
İnsanlar düşüp boğulmakta içinde.
Beni göz kaçırmakla itham ederdin ya,
iyi dinle...
Bu bedende bir köstebek var,
zihnimde canlanıp bedenimi kemiren.
İş değil!
Diyelim kandım, diyelim kandın...
Gözleri ve sözleri masada kardım.
Papaz anam babam olsun şans çalmadan kazandım bu eli!
Etekliğimde incilerim vardır bi,
bi de çorabımda çakım.
Görüyorsun ya,
'Yanlış anlaşılan sözcükler'le yıkanıyoruz seviştikten sonra.
Her adımda -atar gibi yapılan-
daha sarı anlam münazaraları baş gösteriyor gözeneklerimizde.
Ben olmuyorum mesela,
ben rolü yapıyorum...
Tabi,
şimdi hainlik moda!
Ya sabır diyorum, sabır intihar ediyor..
Küfür bütçem kısıtlı, susuyorum.
-Benim küçükken üstüme mi basmışlar..?
Pollyanna
Bak küçüğüm,
Aslında elleri kırık bir nakışçı işliyor hayatı.
Kan lekeleri var gözlerinde
Sen lekeleri var.
Sahi..,
neden bi senin sesine geliyor kuşlar?
Parlak gri pullu
Lakin leş kokulu balık bir kente yem tenin.
Kırılıyorsun sözlerime..
Dağılıyorsun.
Sessizce topluyorum kalanlarını,
intihar sen ediyor,
korkuyorum.
Zeminsiz kelimelere kaçak kat çıkıyorum,
senden habersiz.
Sana bir şehir veriyorum, koy cebine sonra oku.
Elini attığında ses gelsin limanından.
Sağına sol sürüyorum sessiz ol.
Gidenleri topluyorum bi ben etmiyor.
Sustur.
Sustur o testereleri.
Hayal doğruyor, çocuklarımız ölüyor doğmadan.
Kınıyorum seferi bedenimi!
Ellerim sen kokuyor, zarifçe kırıyorum.
Parmak uçlarıma basıyorum sesleri çıkmasın diye.
Kalemimi tıkıyorum.
Bir kahkaha çıtırtı patlıyor suratıma.
Bir çıkıntı ilmek daha mı?
İnan paklamaz.
Şimdi ani bir manevra bekler ölüm.
Kuzguni bir raks seyreder sema.
Silahları bana çevir Pollyanna.!
Topluyorum aldatmaları, seni bana bölerken,
İhanet ben ediyor, utanıyorum.
Utanıyorum da,
yinede senin yaşlarını döküyorum.
Küsme, kus.
Siyahları bana çevir Pollyanna.
-Hem bi kere, hayallerine tecavüz ederler o kızın !
tehdit
Güneşmiş gülüşleri emerek yaşayan.
Ben buna düpedüz yolda kıvırtarak sırtına geçirmek derim bıçağı!
Brütüsten seksisin allahı yok ihanetin.
7 el ateş etmiş gibi suskun beynin.
Bir kırmızıdır gidiyorsun belli ki,
benim parmaklarımdan damlıyor kan
'en ferrari kırmızı'.
Henüz en hakiki halimle tanışmadı dişin, bile.
Görülen kara parçalarımda sürüyor avın
Iceberg havasında vakur, soğuk kanlı!
Issız bir ada'ma düşsen, hikayesin..
Ah, eyvallah!
Elbet alem de buysa kral sensin.
Hepi topu meşgaledir cinayet, evsiz zamanına.
Masallarını küçükken dinlerdim.
Kirli çıkınına üç beş bilye mutluluk say, bendensin!
Sargıların gevşiyor,
aldanıyorsun.
Aldatırsan benden çok üzülürsün.
İnan! Kuşlar ölür pencerende...
Küçük bir kız çocuğu sapanıyla aşşağıda bekler.
Kırmızı rugandır gider,
belki kan damlıyordur paçalarından.
Ağzında lolipop değil de jilet taşıyordur?
Henüz en hafif halimi görmedi tenin!
Meşrepliğim ona keza.
Kaza, ölürsen.. bendensin!
Bir yutumluk hıçkırık sesin.
Gidersen biter ve hem
beyaz gömleğinin kolları sırtında biter!
Zoraki sarılırsın kendine.
Gül, deli gibi gül şimdi.
Henüz en zemberek kısmıma konuşlanmadım çünkü.
Kulağını çekerek sokmadım hayatıma seni,
kulağını keserek soktum.
Van Gogh'a selam bir ve iki.
Ekseriyetle kesif ölüm kokuyor,
inceden çürüyoruz.
Tenle işimiz bitti say
Deli gibi sayıkla şimdi
ki
henüz en deli halim salınmadı üstüne.
Gecelerine konmadı korktuğun haller.
Beklemesin intihar elinde siyah bir poşetle
kırmızı bir geceyi.
Düşüşlere uyanacak kürkçü dükkanın,sen yine döner gelir.
Elimde değil ızdırap
Durdurulamayan intikam.
Kim korkmak ister göz yaşları pusuya yatmışken!
Acının frenleri patlamışsa toslar dil.
Umudu kurut,
karat karat nikotin,
belli ki 24 ayar,
ayan beyan, kara yalan!
Bencilliğe kurulmuş ruh,
adını intihar diye değiştirir aşk.
Kala kala gidişlerin kalmış avucunda,
tiksinir,
çırpınır,
onlar dahi kaçmak ister!
Eziklik bir kalp ağrısıdır,
bir özgüven cahilliği.
'Ah', kendini alttan alta kanıtlama şarkısıdır.
İçinde patlayan her aşk bir big bang tezahürü.
Kriz senin lisanında fırsat demek değilmiş.
Henüz en 'ben' halim görülmedi çevre köylerde
taşlanmasın diye.
Senin varlığınsa varlık değil zaten, aşkın aşk
Ne gelmelerimiz gelme ne gitmelerimiz hüzün..
Sen az otur,
Keyfini sür kağıtlara el yazısıyla sarhoşluğun.
Sen güldükçe ezan başlar.
Ellerin birbirine yapışır,
burnunu kokla.
Basılan damar kaygandır
son sürat düşüş
alev alan poşet..
Korkma, tüm kelebekleri ezdim,
artık kasırga çıkamaz!
İyisi mi sen umuda çengel at,
ve bana koş son sürat!
ı.ö.








