8 Şubat 2010 Pazartesi

Cinnet Provaları - 0



Selam sana
gözlerinde sakladığı katillerden bihaber kadın!
Yine sevmeden seviştin belli ki kendinle,
ağlama, bıçakların körelir.

''Bir ihtilal havasında yağmaya uğraş!'' derken bana
bir ihtimal helasında yağmaya bulaştın sen.
Boyalı saçlarına kaçışan kırmızı rugan dudakların
erekte olmuş bir takım suçlara tahrik unsuru.


Haykırma, sesini çalarlar bu mahallede.


İçine ne ara sokuşturduğunu bilmediğim Meryem Heykeli
her 'basılacak tütün' öncesi hasatta.
Bu bir mucize!
Bu bir mucize!
Siktir oradan dermiş gibi bir ''Allah Allah..'' (da sen) savur.
Belki bir cinnet ancak bu kisvede bekaretini bozdurabilir
yörüngesindeki cinayetlere yetebilmek için.
Kaybedilen kendimiz sahte bir telaşla aranmakta çapak çapak
Ne de cafcaflı bir çocuk oyunu..
Ne de buruk bir ergen şakası..
Şu zaman dedikleri senin aleyhine
olur olmaz her deliğe boşalıyor.
Sanırım,
zamansızlamaların berbat demişler sana,
sahteliğine dem vurup kadeh kaldırmışlar,
belki tütün çiğnemişler, rakı içmişler.
Sanki, geçiştirmişler seni kadınım.
meze yapmışlar.
ama ağlama.


Kendinden geçmiş,
özgürlüklerinin tutsağı olmana sorarlar,
Reva mı? Deva mı?
Tamam mı? Devam mı lan hala! diye.
Belli ki senin us'lanmazlığın.
Belli ki senin delişmenliğin.
Akranlarının pamuk helva yediği zamane çocuklarına giydiriyorsun
pembenin ihlalini.
Efsunlu ölüsevicilerle donatılan çevrende,
şarkılar, marşlar, adımlar, adlar
yalan.

Hem, bilirsin kadın,
döngüsel bir rehavettir bu.
Binlerce ölü toprağın sırtından geçinir
Binlerce ölüsevici ölünün üstünden.
Fırlattığın bumerang gülüşler
sıyrılırken avucundaki olupbiteninniçini'nden
Bundandır süt kesiği anılar, ağlama.


Dolaşır durursun,
seni ne tanrılar ne insanlar sayar.
İçten pazarlıklı bir el sıkışırsın kendinle.
Vardığın yerler gitmek istediklerin değil, bilirim.
Bir zenginlik eşyasısın sen kadın,
fakir bir sanatçıdan çıkma.
Üç boyutlu ihtişamsın, lükssün.
Bir Dali tablosunun sürrealist tavrısın,
herkes anlamaz elbet, ağlama.
Üstelik dadaist de değilsin,
delirmiyorsun da.
Bokunda bulduğun boncuk
onu ne ara yuttuğunu sormakta
haklı bir ayağı çukurdaki günahların yakınmakta.
Ahlak moral demekmiş,
moralin bozuluyor, ağlama.


Evet, belki çölde haykırılansın, olsun.
Adına sığdırılan her yalan sahte bu serapta.
Gerçek kendini değiştiriyor,
seni haksız çıkartmak için!
Her fecire kapılıyorsun,
ferfecir okuyan gözlerin yanıyor güneş kokusunda,
ağlıyorsun, ağlama.


Elbet çocuğun da yeşerir
dizine gelen cinlerin boyuna
evlendikleri bu ovada.
Bağırsaklarında beslediğin tenyanın
sancılarını neşreden hudutsuz kırmızıyı
haydut gibi izlediği zihafa,
elbet çocuğun da yetişir.




ı.ö.
19.01.10
05:56

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder