Lanetli bu dudaklar öptüğünü öldüren. Çoban yıldızının olmadığı bir gök var gözlerimde siyah. Yön sorunu yaşıyor, yaşatıyorum.. Gezginlere selam olsun! Üstü kapalı ruhum, pis, ilk kirletilişten bu yana pis. Ve ilk haline dönmeyi kabul edemeyecek kadar narsist, özgüven aşığı, vakur tavırlı. Kendimle çözemediğim sorunlarım, aşamadığım sınırlarım var. Kişilik çatışmalarımda birbirini gırtlaklayan benlerim, birbirine aşık hallerim, birbirini bilmeyenler, beni bilmeyenler var.. İki koltuk arasına serili çarşaf altında bir ev, bir çocuk oyunu benimkisi.. Ben anneyim, sen baba, siz de çocuklarsınız. Çocuk mu! Ama biz çocuk olmak için çok büyüğüz!? Hım, peki! Siz de baba olun o halde! Olmaz, baba benim! Olsun, biz de olalım işte, oyun bu, niye pislik yapıyorsun?! Onlar baba olursa ben baba olmam. Hayır hayır baba sensin! Biz de babayız! (of...)
Bu tehlikeli anlarımda sinyal gibi mide bulantısı ayarlayan hangi ben bilmiyorum ama iyi düşünmüş. Kendimden, sizlerden, geldiğim durumdan, ilk kirletilişten, ruhun kirlenmesinden ve buna zorunlu olmasından..., midem bulanıyor. Gece çok içtiğimden susamıyorum sabahları, içkinin oluşturduğu farkındalığı sağaltmak için içiyorum o suları. Boğazıma dek tırmanıp,''Yeter, bırak bizi artık gidelim!!'' diyen insanlarımı diplere itmek için içiyorum. İçin için yanarken bu beden denizleri içiyorum mesela, gölleri, göletleri..İlerideki su sorunu benim yüzümden çıkacak! Tabi ki.. Sular bitiyor şarkıları içiyorum ardarda. Taptığınız binlerce şarkıcı, sesi ağlamaklı yalvarıyor, ''Ne olur, yeter artık, bittik, kalmadık...'' diye. Kitaplar daha akıllı, karman çorman etmiş harflerini, kendi bile eski sırasını unutmuş durumda. Ama ezberlediklerim... Onlar köle gibi. Ve yazdıklarım, ürettiklerim.. Ağlaya ağlaya kusan bir zihin bu. Pis. Hastalıklı. Kendinden bihaberken farkındalaştığını sanan.. Herkesin kendi atığını bulabileceği, ama sahiplenmeye utanacağı bir körfez. Belli etmek mi? Haşa! Belli etmem! Kokuya karşı çimento döküp, dışkılara karşı süzgeç taktırdım. ''El değmemiş gibi...'' diyebilir misin utanmadan... Veya ''El değmeden üretildi!'' İlkeliz biz arkadaşım. Arkadaşım mı? Korkma, dalga geçiyorum.. Ama ilkeliz! O doğru. Ruhumuz ilkel bizim. Kabası alınmış bi'tek. Taslak haliyle duruyor içimizde. Ne o hayret ifadeleri? Herkes sen mi, yetiştirmek, güçlendirmek için çabalasın onu.. Daha ona inanmayanları mevcut. Ah! Asıl yabancılaşma bu mu yoksa..! Bir kuş düşün, ona ''Sen kuşsun.'' denmiş.
* ''Kuş mu! Kuş muu!? Haha ilahi! Beyfendi lütfen, ben kuşsam siz de gergedansınız! Lütfen rica ediyorum ne kuşu!''
--- ''Evet, ben gergedanım zaten.''
* ''Beyfendi gider misiniz. Bu seviyesiz konuşmayı daha fazla sürdürmek istemiyorum. Ay adam bana kuş dedi ya! Bildiğin cikcik kuş dedi. Teesüf ederim! Kim uyduruyor böyle hurafeleri kuzum!''
---''Kuzu değil, gergedan.''
*''Benim nerem kuş bre adam!''
--- ''Hanımefendi ötüyorsunuz..''
* ''Ha çok konuştu oldum şimdi de! Ha ağzım torba değil ki büzesin öyle mi!? Ay tansiyonum düşüyor.. Ayy....''
--- ''Sen kuşsun.''
* ''Allah rızası için biri alsın şu adamı ayol...''
---''Üstüne basarım.''
* '' Hıı... Cik. Cikcikcik.. Gurk. (yutkunuş), cik.. pırpırpırpırpır'' (ve uçuş)
Yazı nereden nereye geldi. Olsun, gelsin. İçinden gelmiş. Mide bulantısı bitmez. Ruhu çitileyelim. Bu arada; sen kuşsun.
8 Şubat 2010 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder